15 Kahramanları, o geceyi anlattı
  Moderatörlüğünü İsmail Hakkı'nın yaptığı programda, 15 Temmuz gazileri Abdullah İrgin, Orçun Şekercioğlu ve Hacer Konuş kalkışma gecesini anlattı.  Karesi AVM'de gerçekleşen program saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı. Kuran-ı Kerim tilavetiyle devam eden programa, Kum Sanatı Sanatçısı Veysel Çelikdemir'in 15 Temmuz gecesini anlatan kum çalışması damga vurdu.
  "Hedef müslümanlar ve islamdı"
  15 Temmuz darbe gecesi ilk konuşmayı yapan Gazi Orçun Şekercioğlu, 15 Temmuz'a nasıl gelindiğini anlattı. Sözlerine "O gece tüm Türk milleti gazidir" diyerek başlayan Şekercioğlu, "Bu olay 3-5 asker kılıklı teröristin bir araya gelerek Cumhurbaşkanını, Başbakanı ve hükümeti indirelim dediği bir hadise değil. 15 Temmuz, 1990'lı yıllarda planlandı. 1990'da iki büyük olay oldu. Sovyetler Birliği yıkıldı ve 20'ye yakın Devletçik oluştu. Avrupa için, Batı için kominist tehlike ortadan kalktı. Almanya birleşti. Batı ve Doğu Almanya olarak ikiye bölünmüştü daha önce. Birleşik Almanya olarak ittifakını sağladı ve Avrupa'nın itici gücü haline geldi. Böyle olunca da yeni bir düşman icat etmek zorundalardı. Bu düşmanın adı müslümanlardı, bu düşmanın adı islamdı" dedi.
  Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin gerek Selçuklu gerek Osman Devleti döneminde dünyaya adaletle hükmettiği bir Devlet olduğunu söyleyen Şekercioğlu, "Müslümanların vahdetini sağlayabilecek, alemi islami bir araya getirebilecek yegane güç Türkiye, ortadan kaldırılmalıydı. Dolayısı ile adım adım Türkiye Cumhuriyeti Devletini sıraya getirdiler. 2016'nın 15 Temmuz'unu adım adım önce Balkan coğrafyası olmak üzere duygusal ve stratejik bir öneme sahip tarihi bağlarının olduğu coğrafya ile adımlarının ve alakasının nasıl kesildiğini ve 15 Temmuz'a nasıl geldiğimizi görmememiz mümkün değil" şeklinde konuştu.
"İlk durak Kısıklı"

  15 Temmuz gecesi ilk olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Kısıklı'daki konutuna gittiklerini söyleyen Şekercioğlu, "Kalkışmayı duyunca önce Kısıklı'ya Cumhurbaşkanımızın konutunun bulunduğu alana gittik. Cumhurbaşkanımız konutunda değildi bunu biliyorduk.  Ama niye gittik. 1960 yılında idam sehpasına yollanan Adnan Menderes'in hüküm özetine bir uçak dolusu altını yurt dışına kaçırdığı iddia edilmişti. Dolayısı ile düzmece bir evrağı Cumhurbaşkanımızın evine yerleştirmesinler diye oraya gittik" dedi.

  "Küfürler ederek üzerimize ateş ettiler"
  Kısıklı'dan sonra kalkışmanın başladığı köprüye gittiklerini söyleyen Şekercioğlu, "Sonra iki arkadaşımla birlikte köprüye, darbeci hainlerin olduğu yere gittik.  Niyetimiz darbecilerle konuşmaktı.  Bu kanunsuzluğu, bu namussuzluğu ve anayasaya aykırılığı tanımıyoruz bu işten vazgeçin diyecektim.  Arkadaşlarımızdan biri dedi ki 'vazgeçmezlerse ne olacak' 'Vazgeçmezlerse ben cebren müdahale edeceğim. Siz de yanındaki askerlere müdahale edin' dedim. Zaten bizimle birlikte millet de hareket ederdi. Oraya gittiğimiz zaman konuşmaya da, müdaheleye de fısat kalmadı. Önce uyarı ateşi açıldı. Ağıza alınmayacak şekilde küfürler edilmeye başlandı. Özellikle Reisi Cumhurumuz, Başbakanımız, hükümet ve AK Parti ile ilgili küfürler edildi. Bizim de onların paralı asker olduğumuz gibi yaklaşımda hareket ediyorlardı. Biz sinmeyince,  uyarı ateşeri sona erdi ve namluları bize çevirdiler. Biz de yerden taş topladık. Sadece silahımız taştı. Bir taş ne yapacaktı. Ama o taşlar tankları püskürtmeye yetti Allah'a şükür. Hücum ettik Allahuekber nidalarıyla. Önce bizi hedef aldılar. Dizimin hemen üstünden beni vurdular. Sonra yanımızda bulunan insanlara gelişi güzel ateş etmeye başladılar. Yere düştüğümde belimden aşağısını hissetmedim. Sonra insanlar benden hellalik almaya başlayınca demek ki şehadet böyle bir şeymiş diye düşündüm. Şehitler ölüm acısı duymazmış.  Hiç bir acım yoktu. Şehadet getirdim. Sonra, 'Bayrağı bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır' dizeleri gibi bir son nasip ettiği için sana şükürler olsun Rabbim diye dua ettim. Sonra gözlerimi Haydarpaşa Numune Hastanesinde açtım. Sonik patlama dedikleri şeyi sonradan öğrendik. Hastanede gözlerimi açtığımda tedavisi devam eden yaklaşık 70-80 tane yaralı kardeşimiz vardı. Onlar tedavi olmaya çalışırken yanımızdan uçaklar geçiyormuş. O zaman ben onları bombalama sanıyordum. Camların sallanmasından dolayı yeni mezun olmuş hemşirilerin nasıl ağladığını, nasıl bağırdığını anlatmam mümkün değil. Çünkü ne olduğu belli değil, herkes memleketinin telaşına düşmüştü" şeklinde konuştu.
  "Eşim, Şehit olmak istediğini söyledi"
  FETÖ'nün darbe girişiminde eşi Ramazan Konuş'u kaybeden ve kızı ağır yaralanan Hacer Konuş, eşinin nasıl şehit olmaya gittiğini anlattı.
  15 Temmuz'dan bir gün önce çocuklarını Ankara'ya annesinin yanına gönderdiğini söyleyen Konuş, "Çocuklarım annemin yanında bayram tatili yapacaklardı. Biz de ilk defa eşimle birlikte yalnız bir bayram geçirecektik. Çocuklar Ankara'da bayramı yaptılar ve bizi çok özlediler. 'Anne hadi artık gel' dediler. Eşim dedi ki 'onların ne kadar çok anneye ihtiyacı varsa ben de eşimi yanımda istiyorum. Ben de erken izne ayrılacağım, gel 15 Temmuz'da beraber gidelim' dedi. Eşimde duygusal bir haller vardı. Hepimizin üstüne titrer oldu. 14 Temmuz gecesi bir arkadaşımızla çay bahçesinde çay içerken eşim aniden 'ben şehit olmak istiyorum biliyor musunuz' dedi. Ben şaşırdım 'nasıl yani' dedim. 'Memlekette savaş yok, seferberlik yok.  Asker değil, polis değil 50 yaşında veteriner hekimsin sen. Ne olacak da şehit olacaksın' dedim. 'Ben Allah'tan istiyorum, Rabbim dilerse bir imkanını verir' dedi.  Çok entresan geldi bana. Ben hatta 'üç tane kız çocuğumuz var. Beni de düşünmüyorsun bencilce düşünüyorsun' dedim. Sonra 15 Temmuz sabahı işine gitti.  İnsanların halledilmesi gereken 15 günlük ne kadar işi varsa hepsini halletti. Cumadan önce gidip kızının tercihlerini yaptı. Kredi kartı borcunu ödedi. Her zaman benim maaşımdan ödeyen adam o gün kendi kartından ödedi. Eve geldi cuma namazından önce abdes aldı gitti. Cumadan çıktı geldi tekrar bir abdest almak istediğini söyledi. Neden diye sordum 'güzel kokmuyorum' dedi. 'Traşta oldum. Bugün güzel kokacağım' dedi. Bu endişesini Ankara'ya gidene kadar bir şişe lavanta kolanyasını üstüne boca etti. Saat 10.00 - 10.30 sularında Ankara'ya girdik. Aşti'nin önüde müthiş bir kalabalık vardı ve trafik ilerlemiyordu.  Biz sadece yoğunluk olduğunu düşündük. Polise sorduk, şüpheli çanta olduğunu söylediler. Sonra eve vardık çocuklarımızı gördük. Haberleri bir açın bakalım dedik. Ankara'da patlama mı var diye düşündük. Bir açtık Başbakan konuşuyor televizyonda. Asker içerisinde küçük bir grubun kalkışmasından bahsediliyor.  'Acaba Cumhurbaşkanımız nerede' dedi hemen eşim. Sonra TRT'de bildiriyi duyunca 'eyvah' dedik sadece.  Cumhurbaşkanımızı gördük kanallarda. 'Halkımızı sokaklara, meydanlara davet ediyorum' diyince benim 18 yaşındaki kızım nüfus cüzdanını arka cebine bırakmış, cebine de birazcık para almış 'hadi baba gidelim' dedi. Ben de çok ısrar ettim 'hadi gidelim' diye. Tam kapıdan çıkıyoruz eşim anneme dönüp dedi ki 'ya anne 70 yaşındasın, bir 70 sene daha mı yaşayacaksın. Bizi göndermeye çalışmıyorsun, hadi gel beraber gidelim. Öleceksek beraber ölelim' dedi.
  Sokaklarda herkesin birbirine bayrak verdiğini söyleyen Konuş, "Dilimizde tekbir, güya protesto etmeye gidiyoruz.  Başka da yapabileceğimiz bir şey yok zaten. Güvenpark'ın oraya geldiğimizde olayın  ciddiyetini anladık.  Bir taksicinin ekmek teknesi ezilmiş. Adam şok içinde yaralanmış yerler kan golü. Az ilerisinde bir polis arabasının üstünden geçilmiş. Bu görüntü bir bayanın hayalinde iken bile korkutabilecek bir görüntüyken o gece Rabbim gönlümüzde korku bırakmadı" şeklinde konuştu.
  Vatandaşlarla birlikte Genel Kurmay Başkanlığı'nın oraya gittiklerini söyleyen Konuş, "Elimizde sadece bayrak sopası var. Bu arada tanklar önümüzden yanımızdan geçiyor. Ben biraz korktum.  Su buldular. Çok ilginçtir şurada hiç biriniz birbirimizin önündeki bardağı kullanmak istemiyiz, imtina ederiz. Ama biz o gece 1 buçuk litre şişeden 25-30 kişi su içtik. 15 Temmuz kardeşliğin, imanın ve ölümü öldürenlerin gecesiydi diyorum. F-16  uçakları sürekli alçak uçuş yaptılar. Işığı da korkutucu, sesi de ürkütücüydü ama ona da alıştık. Sabaha kadar bekleriz diye düşündük. Ama maalesef işler öyle gitmedi. Genel Kurmay'ın içinden ateş açıldığını görüyoruz. Biz fazla yaklaşamadık çünkü. Genel Kurmayın içinden yaralıları alıyorlar, birilerine teslim ediyorlar sonra tekrar Genel Kurmaya giriyorlardı.  Bu neyin korkusuzluğu diye düşündüm. İki tane helikopter çıktı sonra meydana .Çok sürmedi zaten ilk bombayı meclise bıraktılar. Böyle bir darbe mi olur meclis neden bombalansın. İlk bombanın arkasından taramaya başladılar. Taranıyorken herkes birbirinin üzerine yattı. En çok ben korktuğum için kızım benim üzerime, eşim de onun üzerine kapaklandı. Açık hedeftik. En son ikinci helikopter geldiğinde korkunç bir basınç oldu,  kafamda bir ağrı oldu. 'Korkmayın' dedi eşim sürekli. Israrlara da saati sordu durdu bana. Ben de o an 'mesaiye mi yetişeceksin' diye söylendim. Herhalde kendi saatini bekliyor artık diye düşündüm. O olay anında bizlerden şarapnel parçaları çıktı. Yanımdaki abiye baktım ve başı yoktu. Kızımı gördüm. Kendini inceliyordu. Çenesine baktı, çenesi kaymıştı. Çenesine vurdu ağzından iki tane dişini tükürdü. Üzerinde kendisine 3-5 dakika önce su veren kişinin kolunu ve parmaklarını temizledi. Onun bedenine tutunup kalktı. Sonra eşime baktım başı bana doğru düşmüş. Herhalde eşim de yaşıyordur diye düşündüm. Önüme doğru döndüm, bir iki tokat attım. Ama maalesef ses yoktu. Bunu bir süre kabul edemedim. Tanımadığım bir insan geldi, 'abi şehit olmuş, gel kızını kurtaralım' dedi. Kızımı götürme diye ısrar ettim ama beni dinlemedi. Eşimin sırtı komple dağılmıştı. Sonra bir abi geldi elimden tuttu ve 'hadi bacım gidelim, bizi de tarıyacaklar' dedi. Sonra kızımın yanına koştuk. Bizi hastaneye götürdüler. Elime atlet verdiler ve yarana 'bastır abla' dediler. Ben yara olduğunun farkında bile değildim. Kafa tasıma şarapnel parçası girmiş.  Çok şükür kızımın da durumu iyi, benim de öyle. İnşallah bayrağı babalarının bıraktığı yerden evlatları devam ettirecek" dedi.
  Genelkurmay'a gitti
15 Temmuz darbe gecesi Genel Kurmay Başkanlığının camını kırarak içeri giren Muş'lu Gazi Abdullah İrgin ise, tevafuk eseri Ankara'da olduğunu söyledi.
  Arkadaşlarıyla birlikte çay içerken alçaktan uçan uçaklar yüzünden bardakların düştüğünü ve sonra sokağa çıktıklarını söyleyen İrgin, "Meydana indiğimizde insanlar yavaş yavaş toplanmaya başlamışlar zaten. Tanklar falan çıkmaya başladı. Tankların falan önüne geçmeye çalışıyorlar.  Ardından Emniyet Genel Müdürlüğüne saldırı haberi geldi. Bilmediğimiz için soruyor Emniyet Genel Müdürlüğü nerede diye. Sonra oraya gittik. Polisler 'Bizde bir şey yok.  Genel Kurmay Başkanlığına gidin. Genel Kurmay Başkanını rehin aldılar' dedi. Sonra ben Genel Kurmay Başkanlığına doğru giderken yolda hiç tanımadığım bir genç yanıma yanaştı. 'Abi nereye gidiyoruz' dedi. Ben de Genel Kurmay Başkanlığına gidiyoruz deyince, 'Abi ne olur orada' dedi. En fazla ölürüz, şehit oluruz dedim. Çocuk alkollüydü. Gerçekten kokusu bana geliyordu. 'Abi sarhoşum' dedi. Dedim 'bir şey olmaz. Sen vatanın için gideceğin için Allah kabul eder şehadetini' Bunu dememle birlikte çocuk benim önümde koşmaya başladı. Yeterki bu millete şehadet desinler. Bu millet şehadeti duyduğu zaman mermilerin üzerine gider" şeklinde konuştu.
  "O gece Allah o hainlere fırsat vermedi"
  Genel Kurmay Başkanlığının önüne geldiklerinde çok kalabalık olduğunu ve darbeci hainlere Allah'ın fırsat vermediğini söyleyen İrgin, "Kapıları zorladık içeri girmek için olmadı. Sonra camları zorladım. Demir parmaklıklar vardı. Birincisini zorladım olmadı, ikincisini zorladım olmadı üçüncüsünü denediğimde demir parmaklıklar duvardan sökülüp üstüme düştü. Sonradan emniyette öğrendik bu demirin ağırlığı 100- 150 kilo kadarmış. Ben bunu kendi irademle yapmadım. O gece sokağa çıkan hiç kimsenin kendi iradesiyle yaptığı bir şey değildi.  Allahü Teala o gün o hainlere fırsat vermemek için bizim içimizdeki korkuyu alıp cesaret verdi. Genel Kurmay Başkanlığının içine girince 30 - 40 kişi olduk. Karşımıza asker çıksa da konuşsak diye bekledik. Sonuçta bunlar bizim askerimiz dedik. Biz nereden bilelim ki bu ordunun şerefli komutanları o gün görevinin başındayken, şerefsiz satılmış hain köpekler o gün iş başındaymış. Biz merdivenlerden yukarı doğru çıktık odaları arıyoruz. O arada o hainler aşağı inip insanların üzerine ateş etmeye başladılar. Uçakların hızlarından dolayı çıkan sonik patlamalardan dolayı cam yanındaki arkadaşımın yüzüne, boğazına camlar geldi. Şehit oldu orada.  O gece Allahü Teala herkese bir görev vermiş, sanki herkes o görevi yapıyordu. En son komutanlık karargahının kapısını zorlamaya başladık, kapının arkasından üzerimize ateş etmeye başladılar. Duvarın arkasındaki bir arkadaşımızın ilk mermisi ayağına denk geldi. Sendeleyip yere düşünce ikinci mermi de alnına geldi. Hainler bizi koridorda sıkıştırdı. Kırdığımız camın oraya kadar geldik. Bize 'çıkın buradan' dediler. Merdivenlerden aşağı gösterip 'oradan çıkın' diyorlar. Tabi biz merdivenlere yönelmeyince bizi taramaya başladılar. Ben vuruldum, yanımdaki insanlar vuruldu. En son kırdığımız camdan dışarı çıktık. Sürüne sürüne çıkmaya çalışıyoruz. Bunlar ne yapıyor diye şaşırdım" dedi.
  "İnsanları katlettiler"
  Darbeci askerin insanlara küfrederek ve gülerek ateş ettiğini söyleyen İrgin, "Kimsenin Genel Kurmay Başkanlığından sağ çıkmasına izin vermemeye çalışıyorlardı. Bahçenin dışına kadar geldik. Bahçenin dışına çıktıktan sonra Genel Kurmay Başkanlığının orada, kaldırımın oraya kadar geldik. O gece bu hainler resmen insanları katlettiler. Kimi insanın vücudunun yarısı yoktu, kimin kafası yoktu, kiminin kolu" dedi.
  Bazı kesimlerin Darbenin Recep Tayyip Erdoğan'ın oyunu demesine tepki gösteren Gazi  Abdullah İrgin, "Bu bir oyun değildi. Bu düpedüz katliamdı. Ben AK partili değilim. Siyasi parti mensubu da değilim. O gece parti meselesi de değildi. O gece vatan meseleseydi. Onların istedikleri bizim vatanımız ve topraklarımızdı. Onların tek istedikleri bir şey vardı, o bayrağı indirmek, o ezanı susturmak ve vatanı bölmekti. Ama Allah'a şükür millet buna müsade etmedi. O gece halkın üzerinde tırnak çakısı bile yoktu. O gece dışarıya çıkan insanların elinde tek bir şey vardı. Ellerinde bayrak, dillerinde tekbir, gönüllerinde de iman vardı. Bizim silahlarımız onların silahlarına karşı galip geldi.  Sizden tek bir şey istiyorum bu ihaneti, unutmayın, unutturmayın. Unutanın da da unutturanın da kanı kurusun" dedi.
  Program sonunda 15 Temmuz Gazilerine Balıkesir Valisi Ersin Yazıcı, Balıkesir Milletvekili Kasım Bostan ve Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur tarafından bayrak ve çeşitli hediyeler verildi. Gençlik ve Spor Bakanlığı, Spor Hizmetleri Dairesi Başkanı Rasim Arı ise Balıkesir Valisi Ersin Yazıcı, Balıkesir Milletvekili Kasım Bostan ve Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur'a teşekkür plaketi verdi.
  Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın "Tecrübe Konuşuyor. İçimizdeki Kahramanlar 15 Temmuz gecesini anlatıyor" programına Balıkesir Valisi Ersin Yazıcı, Ak Parti Balıkesir Milletvekili Kasım Bostan, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur,  Gençlik ve Spor Bakanlığı, Spor Hizmetleri Dairesi Başkanı Rasim Arı , Karesi Belediye Başkan Vekili Yasin Sagay, Altıeylül Belediye Başkanı Vekili Ahmet Özen, daire müdürleri, stk ve siyasi parti temsilcileri ile çok sayıda vatandaş katıldı. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.